Ayağımın Tozuyla | Seyahat ve Gezi Blog Sitesi

Malta Gezi Notları

Yayınlanma Tarihi : 19-07-2011

Geldik balayı gemimizin son destinasyonuna. Atina olacaktı aslında. O tarihte Yunanistan’da yaşanan ekonomik kriz sebebiyle Atina’da grevler ve gösteriler varmış. Bu sebeple kaptanımız rotayı değiştirerek Sicilya’nın 93 km güneyindeki  Malta’ya gitmeyi uygun görmüş.

Ben de bu durumdan hoşlandım aslında. Rota şaşmasa kim bilir Malta'ya ne zaman yolum düşecekti... Ama Atina burnumuzun dibi, sonradan da gitme fırsatımız olur diye düşündüm.

Malta 2004’de  Avrupa Birliğine girmiş ve 2007 de Schengen’e geçmiş. Bu tarihten önce Türkler tarafından çok ziyaret alırken Schengen’den sonra ziyaretiçi Türkler azalmış. Bu durumun onları üzdüğünü belirtti rehberimiz.

Ben Malta’da rehberi çok iyi dinledim, o yüzden biraz tarihi bilgi aktaracağım :)

Malta tarihte çok istilaya uğramış bir ada. Sırayla Finikeliler, Romalılar, Araplar, Şovalyeler ve İngilizlerin mandasında kalıyor ve 1964’de bağımsızlığına kavuşuyor.

Şehrin eski merkezi, sarı taş evlerden oluşmuş, daracık sokaklara sahip Mdina şehri. İsmi Arap istilasından kalmış. Burada hüküm süren Araplar Fatimilermiş. Mdina şehri biraz yüksekte kalıyor, gözlem yapması kolay olduğu için buraya kurmuşlar merkezi. Sokakları da çok dar yapmışlar ki korsanlar zor girebilsin. Halk atlarını şehrin girişine bağlayıp içeri yürüyerek girermiş. Dışarıdaki şehrin ismi de Rabad.  Rabad aynı zamanda eski zamanın alışveriş merkeziymiş.

Mdina Sokakları

Mdina'da bir katedral

 Mdina'da şu an 300 kişi yaşıyormuş. Ben de beğendiğim bir kapının önünde rahatça poz vereyim derken, kapı açılıvermesin mi! Ev sahibi kadın ve ben aynı anda çığlık atıp birbirimizden özür diledik. İşte olay anından önce çekilmiş bir fotoğraf :) Koca şehirde az sayıda yaşanan evlerden birine denk gelmem gerçekten büyük bir tesadüftü.

Az sonra kapı açılacak ve çığlık atacağız :)

 Araplardan sonra şövalyeler geliyor Malta’ya. Mdina deniz kenarında değil, şövalyeler de gemilerini bağlamak için merkezi deniz kenarına taşıyorlar. Yeni merkeze bir şövalyenin adı olan “Valetta” adı veriliyor. Hala daha başkent Valetta olarak devam ediyor. Bu süreçte Mdina’nın önemi azalıyor fakat üniversite yine orada, aydınlar Mdinadan ülke yönetimine katılabiliyorlar.


 Denizden Valetta

 Şövalyelerden sonra İngiliz egemenliği başlıyor adada. Akdeniz’de bir garnizona ihtiyaç duydukları için Malta’ya geliyorlar. O dönemde Cebelitarık'ı da elinde bulunduran İngilizler, Akdeniz’e giren gemileri Malta’ya uğramaya zorluyorlar. Bu dönem ada ekonomisinde patlama oluyor. Hala daha adada bazı İngiliz etkileri görülüyor. Trafik soldan akıyor, telefon kulübeleri İngiliz usulu kırmızı. Ve adada çok iyi İngilizce konuşuluyor (İtalya’daki iletişimsizlikten sonra derdimizi anlatabilmenin mutluluğu paha biçilmezdi).


İngiliz tipi telofon klübesi

  Valetta kalabalık bir başkent. Gridal yapıda dizayn edilmiş, yani sokaklar birbirini dik kesiyor. Denize inen sokaklarını Galata’yabenzettim ben.


Valetta Sokakları

Uğradığımız bir başka şehir de, Mosta. Kelime anlamı olarak “merkez” demek olan Mosta, hakikaten Malta adasının ortasında yer alıyor. Burda gezdiğimiz yer bir mucizeye şahit olmuş, mimarisi Roma’da gördüğümüz Pantheon’a benzeyen bir kilise. Bu kilise 1942’de 2.Dünya Savaşı sırasında Almanlar tarafından bombalanıyor ve bu saldırıdan 300 kişi sağ kurtuluyor. Çünkü bomba kilisenin çatısında asılı kalıyor ve patlamıyor.

Kilisenin tavanında bombanın girdiği yerin izini silmemişler. Bulabilen var mı?

 Bir de turistik şehire gittik Marsaxlokk. İsmini unuturum diye fotoğrafını çektim, okunuşunu da not ettim: Marsaşlok gibi okunuyor. Burası bir balıkçı kasabasıymış. Güzelliği kıyıya bağlı rengarenk balıkçı teknelerinden ileri geliyor diye düşündüm :) 


Masaxlokk kıyı şeridi

Teknelerin üzerindeki göz resimleri bizdeki nazar boncuğuyla aynı maksatla, kötü ruhlardan korunmak için yapılmış. Hatta bu göz “Malta eye” olarak geçiyor ve bir çok hediyelik eşyada da kullanılmış. Renkli olmasını çok sevdim ben. 


"Malta eye" yani Malta gözü

Marsaxlokk'da deniz kenarında restoranlar ve kafeler var. Biz de ahtapod salatası yedik ve adanın birası Cist içtik. Oldukça ucuzdu. 

Malta Afrika’ya da yakın bir ada, oldukça sıcaktı temmuz ayında. Ve çok karasinek olması hoş değildi. Yine de halkın yardımsever oluşu, adanın genel olarak ucuz olması avantajlardı. Bence görülmesi gereken güzel bir yerdi.

Malta'ya gitmek için 10 neden yazımı okumak için de tık tık

Yorumlar ( 1 )
  1. Serkan
    02-07-2015
    eksiK ama fena değil
Yazımı nasıl buldunuz? Yorumları alayım :)
2+5 = ?
İlgili Bloglar